emperyalizm
Büyüt
Rodos Heykeli'ne benzetilen Cecil Rhodes'ın Kahire ile Cape Town'u demiryolu hattıyla bağlama tasarısını anlatan karikatür (Edward Linley Sambourne, 10 Aralık 1892 tarihli Punch dergisi) 

Sözlükte "emperyalizm" ne demek?

1. Bir devletin başka bir devleti siyasal ve ekonomik egemenliği altına alması ya da almak istemesi, sömürgecilik.
2. Anamalcılığın tekelcilik biçiminde görülen en yüksek, en son aşamasıemperyalizm

Cümle içinde kullanımı

İslav emperyalizminin vahşet ve dehşetini tecrübe etmiş olarak yakından tanıyordu.
- S. Ayverdi

Emperyalizm kelimesinin ingilizcesi

n. imperialism
Köken: Fransızca

Emperyalizm ne demek? (Ekonomi)

(Imperialism) Fransızca "imperialisme" kelimesinden geçme. Bir devletin, diğer devletler aleyhine genişlemesi, onları siyasal ve ekonomik egemenliği altına almasına dayanan yayılmacı politikalar izlemesi. Siyasal emperyalizmin tarihte pek çok örnekleri vardır. Kendisini güçlü gören birçok ülke veya imparatorluk, diğerlerini kendisine katarak veya boyunduruğu altına alarak genişlemeye çalışmıştır. Günümüzde daha çok söz konusu olan iktisadi emperyalizm’dir. İktisadi Emperyalizm, sanayi devriminin ortaya çıkarttığı bir sonuçtur. Bir yandan yabancı ülkelerdeki ham madde kaynaklarını, diğer yandan da dış pazarları ele geçirme amacı güder.

Emperyalizm nedir? (Felsefe)

Kapitalist sosyo-ekonomik kuruluşun sonuncu gelişim aşaması.

Emperyalizm, en ileri kapitalist ülkelerde, yaklaşık olarak 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Kapitalizmin başlangıç evresindeki biçimi olan serbest rekabet kapitalizminden, aşağıdaki belli başlı belirgin özelliklerle ayrılır:

1) Üretimde ve sermayede görülen temerküz (concentration) öyle yüksek bir gelişim basamağına ulaşmıştır ki, bu gelişme, ekonomik yaşamda belirleyici rol oynayan tekelleri yaratmıştır.

2) Banka sermayesi ile sanayi sermayesi kaynaşmış ve böylece oluşmuş olan finans sermayesi temeli üzerinde, bir finans oligarşisi kurulmuştur

3) Sermaye ihracı, mal ihracından farklı olarak özel bir önem kazanmıştır

4) Dünyayı kendi aralarında paylaşan uluslararası tekelci kapitalist birlikler kurulmuştur

5) Yeryüzündeki toprakların en büyük kapitalist devletler arasında paylaşılması tamamlanmıştır. (Lenin)

Emperyalizmin en belirgin özelliği, tekellerin çok geniş ekonomik ve politik hegemonyasıdır bu nedenle, emperyalizm tekelci kapitalizm diye de adlandırılır. Emperyalizm, tarihsel konumu bakımından asalak, kokuşan ve can çekişen kapitalizmdir. Bu özelliğiyle proletarya devriminin ön-basamağıdır. Kapitalizmin tüm çelişkilerini, özellikle sermaye ile emek arasındaki temel çelişkiyi keskinleştirir bu nedenle iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi ve sosyalist topluma geçiş, tarihsel bir zorunluk haline gelir.

Tarihsel yönden bakıldığında, emperyalizmin can çekişen kapitalizm olması, kapitalizmin emperyalizm koşullarında hiç bir gelişme olanağı kalmadığı anlamına gelmez tersine, üretim güçleri önemli ölçüde geliştirilebilir, bilimsel-teknik devrim belirli sınırlar içinde yürütülebilir ve güçlü bir ekonomik, askersel potansiyel yaratılabilir. Ne var ki, bu gelişme orantısız olarak yürür ve emperyalizmin çelişkilerini alabildiğine keskinleştirir.

Politik açıdan emperyalizm, her alanda demokrasinin içini boşaltmakla ve onu bertaraf etmekle, tüm demokratik hareketleri, en başta işçi sınıfı hareketini baskı altına almakla ve burjuvazinin, açık diktatörlüğüne dayalı egemenlik biçimlerini (faşizm) uygulamakla belirlenir.

Ayrıca emperyalizm, tekellerin ve emperyalist devletlerin, hammadde kaynakları, sürüm piyasaları, nüfuz bölgeleri, sömürgeler ve askeri stratejik noktalar ele geçirmeye çalışan saldırgan karakteriyle tanınır. Emperyalist devletlerin orantısız ekonomik gelişmesi, zorunlu olarak dünyanın yeniden paylaşımı savaşımına yol açar bu paylaşımda ekonomik, politik ve nihayet askersel araçlara başvurulur. Örneğin, Alman emperyalizminin dünyanın yeniden paylaşımını zorla kabul ettirme çabaları, Birinci Dünya Savaşı’ nın en önemli nedenlerinden biriydi. İkinci Dünya Savaşı ise, faşist Alman emperyalizmi tarafından dünya egemenliğini ele geçirmek amacıyla başlatıldı.

Dünya sosyalist sisteminin ortaya çıkmasından bu yana, emperyalizmin gerici güçlerinin saldırgan politikası, sermayenin egemenliğini ebedileştirmek için, sosyalizm dünyasının tümünü olanca olanaklarıyla çökertmeye, gelişmesini ters yüz etmeye, ya da hiç değilse, durdurmaya yöneliktir. Bu nedenle, emperyalizm var olduğu sürece, savaş tehlikesi de var olacaktır. Ancak bugün için, dünya sosyalist sisteminin, ulusal kurtuluş savaşlarının, örgütlü barış hareketlerinin ve dünyanın tüm barışsever güçlerinin, emperyalizmin yeni bir dünya savaşını başlatmasını engelleyen büyük bir güç oluşturdukları belli olmuştur bu da, yeni bir dünya savaşı olasılığını azaltmaktadır. Uluslararası güç dengesinin gitgide sosyalizm lehine değişmesi ve sosyalist devletler topluluğunun aktif bir barış politikası yürütmesi, emperyalizmi, barış içinde yan yana yaşama politikasını bir çok alanda kabule zorlamaktadır.

Günümüzde kapitalizm, Oktobr Devrimiyle başlayan genel bunalımının üçüncü evresine girmiştir. Bu bunalım, sosyalist sistemin çığ gibi büyümesiyle ve gittikçe artan üstünlüğüyle, emperyalizmin klasik sömürge sisteminin tamamen çökmesiyle ve kapitalist ülkelerdeki anti-emperyalist demokrasi hareketinin gelişmesiyle belirginleşmektedir. Emperyalizm, bu çöküşü çeşitli önlemlerle durdurmaya çalışır ve sosyalizme karşı savaşım yürütürken, tüm güçlerini harekete geçirmektedir. Bu amaca hizmet eden, devletle bütünleşmiş tekelci kapitalizmin doğuşu, tekellerin gücünün devlet gücüyle kaynaşmasına yol açmıştır böylece finans oligarşisine, toplumsal yaşamın bütününe egemen olma olanağını sağlamaktadır. Ekonomide devletin, kendisiyle sarmaşan tekeller yararına aldığı önlemlerin uygulanmasıyla, tüm sınıf ve tabakaların devletle bütünleşmiş tekelci kapitalizmin çıkarlarına tabi kılınmasıyla, devletle bütünleşmiş uluslararası tekelci örgütlerle (AET) ve diğer önlemlerle emperyalizm egemenliğini istikrarlı kılma olanağı aramaktadır. Gerçi böylece bazı sorunlar geçici olarak, bir ölçüde bertaraf edilebilir ama, kapitalist toplumdaki derin uzlaşmaz çelişkilerin varlığı devam eder ve gitgide keskinleşir.

--Reklam--